Yazar : Akif Emre
Sayfa sayısı : 146
Türü : Deneme - İnceleme
Yayınevi : Büyüyen Ay
AKİF EMRE
2 Mart 1957 yılında Kayseri 'de doğdu. 1982'de İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi'ni bitirdi.(İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi - Vatan Mühendislik Fakültesi Makina Mühendisliği ) Üniversite yıllarında Yeni Devir gazetesinde bölüm editörlüğü yaptı( 1978 - 1979).
1983 'de Akabe yayınları ve Mavera Sanat -Edebiyat dergisinin İstanbul bürosu yöneticiliğinde bulundu. Pakistan İslamabad'daki Quaidi Azam University 'de master programına başladı( 1984-1985). 1985 yılında Mersin'de kısa dönem askerliğini yaptı. Ardından Seha Neşriyat bünyesinde başlatılan İslam Dünya Ansiklopedisi projesinin yayn yönetmenliğinde; İlim ve Sanat dergisinin yayın kurulu üyeliğinde bulundu(1986- 1987).1988-1991 yıllarında Londra'da Tottenham College of Tecnology 'de okutman olarak ders verdi. Association of Muslim Writer'ın kurucuları arasında yer aldı. 1933-1995 yıllarında Bilim ve Sanat Valfı'nın yöneticiliğini yaptı.1995 'de Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı, yayın yönetmenliği görevinde bulundu.23 Mayıs 2017 'de vefat edene kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazıları kaleme aldı.
Akif Emre gazete - dergi ve yayımlanmış eserleri yanında belgesel çalışmalrı da yapmış, İslam Medeniyeti şehirleriyle ilgili belgeseller hazırlamıştır.
KİTABIN ARKA YÜZÜ
İstanbul tarihin bir nesnesi olmaktan çok öznesi olmuş ender şehirlerden biridir. Bugün İstanbul’a anlam veren kültürel zenginliğini bu medeniyet eksenli kurucu misyonunda aramak zorundayız. Bir Osmanlı/İslâm şehri olarak İstanbul’un doğu-batı karşılaşmasındaki oynadığı rol tam da bu noktada yani Osmanlı medeniyetinin bir tezahürü, bir İslâm şehri olmasında yatmaktadır. Döneminin Avrupa başkentleriyle karşılaştırdığımızda ötekini dışlayan tek kültürlü yapısı yerine çok kültürlü, çok etnisiteli yapısını bu Osmanlı değerler sistemine borçludur. Eğer İstanbul bir Osmanlı şehri olarak kurucu rol oynamasa, tarihe aktör olarak müdahil olmasaydı Bizans ve onun devamı pek çok unsur varlığını koruyamayacak, şehir kültürel zenginliğe sahip olamayacaktı…”
************
İstanbul’un en güzel mevsimi erguvan zamanıdır. Hiçbir renk, hiç bir bahar belirtisi erguvan kadar İstanbul olamaz. Erguvan geçmiş zamanların İstanbul’undan, Boğaziçi’nden bugüne bir esinti, bir renk, bir koku, bir imge... Erguvan bu bakımdan yaşayan, her dem taze olan bir nostalji duygusunu diri tutar. Eskimeyen duyguların canlılığıdır renkleri, naif bedeni, dalları geçmişin hatıralarını taşır.
KİTAP HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM VE ALINTILAR
Kitabı herkese tavsiye ederim. Bir çırpıda okuyacağınız İstanbul 'a , İstanbul mimarisine yönelik Akif Emre'nin köşe yazılarından derlenen bir kitap.
Kitabımız iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm "İstanbul'u Düşünmek ", ikici bölüm ise "Erguvanname" dir.
Yazar, en eski ve en güzel yerleşim yeri olan İstanbulumuz'dan, onun ruhundan ve o ruha nasıl eziyet edip; onu hiçe sayıp yok etmeye çalıştığımızdan bahsediyor. Bu konu hakkında çok duyarsız kalındığının ve hiç bir şey yapılamdığını da anlatmaktadır.
Kitaptan beğendiğim yerler :
- Bizans'ı da, Osmanlı'yı da gittikçe boğan bir şehirde yaşıyor olduğunuzu hissetmek insana acı veren bir duygudur.
- Bugün Türkiye'nin ne bir Moskova'sı ne de bir St.Petersburg'u var. Ankara, İstanbul'a rakip olamayacak kadar silik, kimliksiz. İstanbul heybetinden korktuğumuz (kaçtığımız) bir tarih.Tarihle yüzleşmekten korkuyor, unutmaya çalışıyoruz.
- Fatih , Koca Mustafa Paşa gibi son yerleşim yerleri de gittikçe boşalmakta, bu şehrin kültüründen bihaber unsurların, tutunamayanların mekanı haline gelmektedir.
- Şehri kuran bir medeniyetin varisleri olmak önce ö medeniyetin ruhuna sahip çıkmakla mümkün olabilir. Yaşayan bir İstanbul'u yrınlara emanet edemeyenler ne fethi savunabilir ne de işgal tanımının arkasında yatan siyasal projeye karşı direnebilirler.
- İstanbul'un ruhuna sahip çıkmak içi boşaltılmş birkaç tarihi eseri tamir etmek değildir kuşkusuz.
- Medeniyet kavramının bu kadar yaygın kullanıldığı ama içeriğinin bu denli boşaltıldığı, medeniyet değerlerimizin bu kadar pervasızca katledildiği dönem zor bulunur. Siyasal, toplumsal,kültürel anlamda kendi kavram ve değerlerinden uzaklaşan ama her paltformda her fırsatta da medeniyet kelimesini sıkıştırmaktan da kaçınmayan bir tür iki yüzlülük sergiliyoruz
- Ne Batı'da gelişen şehir ve insan ilişkisini esas alan bir şehir çözümlemesinden haberdr ne de kendi medeniyetimizin değerlerini yeniden üretmeye yönelik kaygı ve birikime sahip olmayan, akıl ve kalp derinliğinden yoksun insan tipinin insafına bırakılmıştır İstanbul artık. Rantın başdöndürücü iştihası, çoktan içini boşalttığı İstanbul 'un şiirsel silüetini de parçalamaktan scı duymayacaktır
- Bugün "sur içi" denilen İstanbul hala ne yapıalcağına karar verilemeyen Cumhuriyet İstanbul'unun arasatta bıraktığı bir şehirdir.Hızla içi boşaltılam , hayatla ilişkisi koparılmak istenen, hafızasız bir İstanbul'dur.
- İstanbullu tipi çoktan kaybolurken, bunun tek nedeninin göç baskısı olduğu söylenemez.
- Süleymaniye'deki dokunun nasıl değiştiğine bakmak bile yeterince fikir verir. İstanbul'un entellektüel kesimi sayılan bu semte şeklini veren meskun alan hızla tahrip edildi. Bir bakıma şehrin ruhunu temsil eden bölge hızla varoşlaştırılarak depoların, atölyelerin, bekar odaların üst üste istiflendiği bir harabeye dönüştü.Süleymaniye'nin ihtişamı altında sefaleti çağrıştıran, kenara itilmiş, terk edilmiş bir tarihi İstanbul imajı oluşturuldu.

Yorum Gönder