
Yazar : Sabahattin Ali
Sayfa Sayısı : 164
Türü : Hikaye
Yayınevi : Karbon Kitaplar
SABAHATTİN ALİ
25 Şubat 1907 tarihinde şimdi Bulgaristan'da kalan Kırcaali'nin Eğridere ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Üsküdar, Çanakkale ve Edremit'te yaptı (1921). Balıkesir Muallim Mektebi'ni bitirdi (1927).
Aynı yıl Yozgat Cumhuriyet İlkolulu'na öğretmen oldu. Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla 1928'de Almanya'ya gitti. 1930 yılı Mart ayında yurda döndü.Türk Ulusu’na hakaret eden koyu milliyetçi bir Alman gencini tartakladığı gerekçesiyle Almanya’daki eğitimi sonlandırıldı ve Türkiye’ye gönderildi. Bazı kaynaklar, Ali’nin Türkiye’ye dönüşünün sebeplerini başka nedenlere bağlamaktadır. Aydın ve Konya'da öğretmenlik yaptı. Resimli Ay dergisinde öykülerini yayınlamaya başladı.
Atatürk'e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı (1932). Bir yıla hüküm giydi. Konya ve Sinop hapishanelerinde yattı. Ayrıca ülkemizde çok sevilen şarkı “Aldırma Gönül”ü de Sinop Cezaevi’nde geçirdiği günlerde yazdı. 1933 yılında memuriyet kaydı silindi.
Cumhuriyet'in onuncu yıl dönümünde çıkarılan afla hapisten çıktı (29 Ekim 1933). Yeniden memur olabilmesi için bağlılığını ispatlaması istendi. Bu amaçla 15 Ocak 1934 tarihli Varlık dergisinde (13. Sayı) "Benim Aşkım" başlıklı, Atatürk'e övgü şiiri yayınladı. Karşılığında MEB Talim Terbiye Dairesi Mümeyyizliği'ne atandı (30 Eylül 1934).
1945 yılında Yeni Dünya gazetesinin, 1946'da Marko Paşa'nın yayınına katıldı. Marko Paşa'daki yazıları yüzünden çeşitli kovuşturmalara uğradı. Bunlardan birinden 7 ay hüküm giydi.
1948 yılında Zincirli Hürriyet'teki bir yazısından dolayı yine hakkında kovuşturma açıldı. Nakliyeciliğe başladı.
1 Nisan 1948 tarihinde yurt dışına kaçma girişimi sırasında öldürüldü. Cesedi öldürülüşünden iki buçuk ay sonra bulundu.
Kaynakça :https://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=825
KİTABIN ARKA YÜZÜ
İnsanı daha temize ve yükseğe koşmakla yükümlü tutan Sabahattin Ali, Yeni Dünya’daki hikâyelerde toplumsal gerçekçiliği doğu masallarının renkleriyle birleştirir. Öykülerinde yarattığı karakterle bir yandan toplumdaki zengin-fakir, aydın-köylü gibi çatışmaları kullanarak eşitsizliği, diğer yandan ‘sevda’ üzerine biriktirdiği derin ve nahif düşünceleri bize gösterir. Fildişi kulelerde saklanmayı kabul etmeyen yazar, başarılı hikâye atmosferini bazen kara mizahla bazense gerçeklerin çıplak yüzüyle kurgulayarak, insanı ve hayatı sanatla öğretir.
KİTAP ve KİTAP HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
1936 - 1942 yılları arasında o dönemi ve dönemin insanlarını anlatan 13 dramatik hikayeler anlatılmaktadır. Hikayler oldukça sürükleyici, içten ve akıcı bir dille yazılmış. Bir günde ele alınıp okunabilecek ancak etkisi uzun sürecek bir kitap.
Kitaptaki hikayeler o dönemin yozlaşmış sistemini, kimsesiz,çaresiz insanları ve diğer insanların duyarsızlığını, ahlak ve onurdan uzak yaşayışlarını ve o dönemdeki insanların düşüncelerini çok güzel bir biçimde, tam yaraya tuz bastıracak şekilde anlatıyor. İşin en üzücü ve yıkıcı kısmı ise ( okurken sürekli metni kesip üzülmeme sebep olan düşüncem ve bana göre gerçekler) aradan bu kadar uzun bir zaman geçmesine rağmen değişen çok az şey olması.Halen insanlarımız da aynı duyarsızlığı görmek, aradan 50 seneden fazla süre geçipte aynı yozlaşmış sistemin olması, halen aynı haksızlıkların yapılması ve dahası ... Gerçekten yürek burkan ve acınacak bir durum .Okurken sürekli biz gerçekten ilerledik mi? modernleştik mi yani ? diye sorular sordurtan ama maalesef kendimce pek iç açıcı cevaplar veremediğim muazzam hikayelerden oluşan bir kitap .
Benim kitapta en sevdiğim hikaye "Sulfata". Gerçekten çok etkilendiğim, üzüldüğüm bir hikaye. Bu kitabı okumanızı şiddetle önererek , kitaptan sevdiğim ve maalesef şu anki halimizi anlatan şu cümlelerle yazımı sonlandırıyorum.
- Kaçmak, her zamanki gibi,her şeyden kaçmak...Görmekten,duymaktan ve beraber ızdırap çekmekten kaçmak...
İyi Okumalar 😉
Yorum Gönder